Ağlaya biliyorsan Anlıyorsundur
Doğduğum gündü biliyorum; ilkin annemin karnındaki sıcaklığı özlediğimi anladım; ondandır ağladım , beni aç sandılar annemdi beni emziren annemi tanıdım onu ağladım ve anladım
Her gün büyüdüm büyüdüğümü anlayacak kadar ağladım. Emekledim düştüm dizlerim kanadı, ben eksilen vücudumu acılarla bağladım; sonra geri dönüp anneme bağlandım, sımsıkıydı sarılışı sımsıkı sarılıp onun beni anlamasına ağladım
Ne aşklar ne sevgiler yaşayacaktım; yaşadığımı anlayacak kadar bağırdım çağırdım; sokaklarda koşarak kaçardım karanlığın beni kollamasından; karanlığın beni korkutacak olduğunu öğrendiğim gün anladım; karanlık bilinmezliği gizlerdi; karanlık bilgelik kadar sırdı sessizdi; lal olmuş bir iç çekişti karanlık; sessizliğin içinde durup kendi sesimde heyecanımı duyunca ağladım; ağlayınca anladım yaşıyordum her gün her gün kendim olarak kaçtığım karanlığın içinde kendimi arıyordum
Acılar biriktirdim; sancılarıma sırdaş edip kendi yaralarımı acılarla harmanladım; sokaklarda insanlar gördüm sessizce başlarının üzerindeki üst belleklerinde saklıyorlardı maskelerini; sırlarını gördükçe maskelerini serdikçe ağladım; anladım ki sokaklarda gezen ölü bedenlere dönüşüyordu bedenleri; bedenlerini çürümüş yalnızlıkları gibi duran bencilliklerini gördükçe ağladım; ve anladım bir kez bile biz diyemeyen bir dilin ben içindeki çaresizliğini anladım
Ölüm neydi ki ? Bir annenin ricası üzerine bebeğinin fotoğrafını çekerken; olasılıklar içinde en kötüsünü yaşama ihtimalinde bedeninin parçasından son bir hatıra kalsın direncini anladım. Hastalığın yaşı; cinsi hududu olmadığını minicik Fırat'ın gözlerine bakarken anladım; daha yedi aylık direnç öyküsüne dönüşecek öykü anlatmaya çalışmasından anladım. Acılar içinde bir ömrün güzelleştiremeyeceği ne varsa hepsini anladım
hepsine her gece ağladım
Ölüm yenik düşmüştü göz ışıltılarına; bir direncin ve yaşama tutunma çabasının zaferini gördüğümde ağladım; ve anladım ki imkansızlıklar içinde imkansızın olmayacağını anladım
Sustum bir kentin orta yerinde; denizini gördüm; denizine soyundum; sesimi yelken yapıp taktım rüzgarları peşim sıra; ufacık meltemler fırtınalar doğurdu; kalktım gittim; özledim geldim; geldiğim yerde martı sesleri yoktu; martı sesinin hasretine sarıldım ağladım; Anladım ki; musiki değildi aradığım sesime yoldaş olan bir tınıda koskoca dünyayı sarıp sarmaladım. Kentin kıyısından bakıp denize gülüşünün sıcaklığına bakıp daldım; en derininde kaldı yorgunluğum; dağlarına dönüp yüzümü bir türkü tutuşturdum; yaktım denizleri ırmakları bileyip bir ömre; en derin sevgisinde çağladım
Kentim bildim kentini; kendim bildim seni ; zaman zaman saatlere sarılıp baktım; günlerce güneşin batışında martı kanadını aradım; her gördüğümde güneşin orta yerinden geçen bir martı; ben ağladım; anladım ki kanatları yanmazmış martıların; yüreğimin serinliğinde sevgimle besledim susarak sarılıp ağladım
Şimdi koskoca dünyanın orta yerinde vicdan muhasebesinde yaşam; Dün ölümleri gördük bağırdık çağırdık ağlamadık; baktık etrafımıza kimin yarası varsa ona vah landık; Başkalarının yarasına bakmanın iç acıtan ama bize güç veren hazında yaşadık. Bir başkasının göz yaşına bakıp; kendi saklanmış vicdanımızın sessizliğinde kaçtık; ya ağlasaydık ! Ya görselerdi göz yaşımızın ne renk olduğunu ; unutmadan unutmayı; gördüklerimizi kendi usumuzdaki derinliğe sakladık. Ağlamamak üzere idi her şey ; bilmiyorduk; denizlerin sır saklayacağını; bilmiyorduk; sırını saklarken kendisine öykü yazacağını; ve en derin okyanusta bile bir damla göz yaşının okyanus sularına karışmayacağını; ne büyük bir enerjiydi; sonsuzluk gibi duran bir okyanusta; bir damla göz yaşının karışmadan ayrık kalma sevinci
Ne bilgeydi deniz; bir damlayı saklayacak kadar çok ve bir damlayı koruyacak kadar güçlüydü
Vicdan muhasebesinin arda kalanlarını savurup çekip gidiyorken; kendimizeydi şahlanan duygularımız; biraz rahatlayıp o insan deryasına savrulmamız; ağlamalarımız kendi denizimizdeki kendi boğulmalarımızı bastırıp kucağımıza yüksek sesle bağra bağra ağladık
ama kimse duymadı sesimizi; birazda biz lal olmuştuk; nefesimizdeki susuşu efendilik sandılar ama biz anladık
Ağlaya biliyorsan Anlıyorsundur
Çünkü Anlıyorsan Ağlıyorsundur; ben annemin ak sütünü özledim; ağlıyorum çünkü annem yok artık; bende biliyorum büyüdüm
çocukluğumdan kalan sesimde acemi bir telaş ve içinde sakladığım bir avuç göz yaşım var Anladığımı gördükçe ağlıyorsam; ağladıkça anlıyorum neden sonuç ilişkisini
Ağlaya biliyorsan Anlıyorsundur












